Bilgisayar bilimleri dünyasına ilk adım attığınızda, bu mesleğe aşık olmanızın en saf ve asil sebebi nedir biliyor musunuz?
Acımasız, tavizsiz ve katıksız bir liyakate (meritokrasiye) dayanmasıdır.
Bir kod yazdığınızda; derleyici (compiler) sizin hangi üniversiteden mezun olduğunuza, babanızın kim olduğuna, hangi siyasi partiye oy verdiğinize veya kimin yeğeni olduğunuza bakmaz. Eğer bir parantezi yanlış kapattıysanız, dünyanın en zengin insanı da olsanız o kod derlenmez. Eğer algoritmanız karmaşıklığındaysa ve veritabanını kilitliyorsa, arkasında hangi holding olursa olsun o sunucu çöker.
Bilgisayar bilimi insan zaaflarından arınmış, kuralları matematik tarafından çizilmiş steril bir adalet evrenidir.
Ama ne yazık ki, terminalden başınızı kaldırıp Türkiye'deki kurumsal teknoloji sektörünün, yazılım ihalelerinin ve şirket yönetimlerinin dünyasına adım attığınızda; o steril matematik evreni bir anda buharlaşır.
Yerini bu toprakların en kadim ve en çürütücü virüsüne bırakır: "Bizim Çocuk" Mantığı ve Feodal Referans Ağları.
Mimariyi İhtiyaç Değil, İlişkiler Belirler
Türkiye'deki büyük bir kurumsal şirkette veya kamuya iş yapan bir yapıda teknoloji kararlarının nasıl alındığını hiç yakından izlediniz mi?
Normalde rasyonel bir dünyada süreç şöyle işlemelidir: Şirketin bir problemi vardır, mühendislik ekibi toplanır, farklı teknolojilerin kıyaslaması (benchmarks) yapılır, maliyet ve performans analiz edilir ve en doğru araç seçilir.
Peki bizde gerçekte ne olur?
Masaya oturulur. Şirketin CTO'su veya Genel Müdür Yardımcısı der ki:
"Biz bulut altyapısı olarak X firmasıyla, kurumsal yazılımda da Y firmasıyla çalışacağız."
Mühendisler şaşırır: "Ama efendim, Y firmasının çözümü bizim işimize hiç uymuyor, inanılmaz hantal ve maliyeti üç katı. Açık kaynaklı Z çözümüyle bu işi 2 ayda ve onda bir fiyata çözeriz."
Yönetici bıyık altından gülümser. Çünkü o Z çözümünün bir komisyonu yoktur. Çünkü Y firmasının Türkiye genel müdürü, yöneticinin üniversiteden oda arkadaşıdır. Çünkü hafta sonu beraber golf oynanmıştır, çünkü ihaleyi alan ajansın yönetim kurulu üyesi "bizim tanıdıktır".
Ve sonuç? Şirket milyonlarca liralık lisans paraları öder. Yıllarca çalışmayan, personelin hayatını zindana çeviren ucube sistemlerle boğuşulur.
Türkiye'de en iyi mimari değil; kararı veren yöneticiye en yakın olan teknoloji kazanır.
GitHub Profili vs. "Kartvizit Torpili"
Aynı liyakatsizlik virüsü, istihdam süreçlerinin de can damarını kesmiş durumdadır.
Bir yanda 22 yaşında pırıl pırıl bir genç vardır. Anadolu'nun bir şehrinde kendi imkânlarıyla gecesini gündüzüne katmış, GitHub profilini açık kaynak projelerle doldurmuş, Linux çekirdeğini hatmetmiş, İngilizce dokümanları yutmuş, gerçek bir mühendislik tutkusuyla yanan bir cevher. İşe başvurur; ama İK'nın otomatik filtresini veya torpil bariyerini aşamaz. CV'sine bakılmaz bile.
Diğer yanda ise yöneticinin askerlik arkadaşının yeğeni vardır. İki satır kod yazmaktan acizdir, temel veri yapılarından habersizdir ama mülakata "falan beyin referansıyla" girer. Ve iki gün sonra şirkete "Senior Yazılım Uzmanı" olarak atanır.
Sonra ne olur?
O liyakatli genç, ülkeye ve sektöre küser. İlk fırsatta yurt dışına kaçmanın yollarını arar.
Şirkette kalan o "tanıdık" ise sistemin en kritik yerinde hatalar üretmeye başlar. Ama kimse ona dokunamaz; çünkü arkasında görünmez bir akraba zırhı vardır. O hatanın faturasını ise gece yarısı uykusuz kalarak sistemi kurtarmaya çalışan diğer dürüst mühendisler öder.
Çürümenin Bedeli Ağır Olur
Liyakatsizlik sadece etik bir problem değildir; teknik bir iflastır.
Siz bir cerrahı "tanıdık" diye ameliyata alırsanız, hasta masada kalır.
Siz bir yazılım mimarisini veya ekibini "ilişkiler" üzerinden kurarsanız; günün birinde o sistem canlıda çöker ve altında tüm şirket ezilir.
Yıllarca feodal ilişkilerle, şişirilmiş ihalelerle ve tanıdık şirketlerle ayakta tutulan devasa yapıların; gerçek bir küresel krizde veya yabancı bir rakiple karşılaştıklarında nasıl kâğıttan kaplanlar gibi dağıldığını defalarca gördük.
Çünkü sunucu işlemcisi torpil tanımaz.
Network paketleri kartvizite saygı duymaz.
Bellek sızıntısı akrabalık bağı dinlemez.
Eğer bu ülkeden gerçekten dünya çapında bir teknoloji ekosistemi çıkmasını istiyorsak; o karanlık referans ağlarını, o sahte ahbap-çavuş ilişkilerini terminalin kapısında bırakmak zorundayız.
Masaya oturduğunuzda kimin yeğeni olduğuna değil; kodun kalitesine, mühendislik namusuna ve dürüst emeğe bakın.
Çünkü sistemi ayakta tutan şey tanıdıklar değil; o kodun arkasındaki saf ve lekesiz liyakattir.