Türkiye'deki yazılım mühendislerinin CV'lerini incelediğinizde, "Yabancı Dil" bölümünde neredeyse istisnasız olarak şu şablonu görürsünüz:
"İngilizce: İleri Düzey (Professional / Advanced / C1)".

Mülakatta sorarsınız: "İngilizce durumun nasıl?"
Geliştirici gayet kendinden emin bir şekilde yanıt verir: "Hiçbir sorunum yok hocam, tüm dokümanları İngilizce okuyorum, videoları rahatça anlıyorum."

İşte bu, Türkiye teknoloji sektörünün kendi kendine söylediği en büyük, en konforlu ve en pahalıya patlayan yanılsamalardan biridir: "Doküman Okuma İngilizcesi" ile "Müzakere ve Tartışma İngilizcesi"ni aynı şey zannetmek.

Bir insanın StackOverflow'daki bir hata çözümünü okuması, React'in resmi dokümantasyonunu taraması veya YouTube'da Hintli bir mühendisin eğitim videosunu altyazısız izlemesi; onun İngilizce bildiğini göstermez.
Bu sadece, teknik bir metni pasif olarak deşifre edebildiğini gösterir.

Ve ne yazık ki, küresel yazılım liginde fildişi kuleler sadece doküman okuyarak fethedilmez.

Zoom Kamerasının Karşısında Donup Kalmak

O "İngilizcem C1" diyen geliştiriciyi alın; Londra'daki bir müşterinin, Amerikalı bir ürün yöneticisinin veya Alman bir sistem mimarının karşısına, canlı bir Zoom toplantısına oturtun.

Toplantı başlar. Karşıdaki yabancı yönetici konuşmaya başlar:
"Ekibin son sprint'teki mimari yaklaşımını biraz riskli buluyoruz. Bize mikroservis yerine monolit kalmamız gerektiğini söylüyorsunuz ama yönetim kurulu bunu onaylamayabilir. Neden bu riski alalım? Bizi ikna edin."

O an ne olur biliyor musunuz?
O masada, kendi ana dilinde fırtınalar estiren, sabahlara kadar harika kodlar yazan dahi mühendisimizin boğazına bir yumruk oturur.
Gözleri kaçırır. Zihninde Türkçe düşündüğü o derin mimari argümanları İngilizceye çevirmeye çalışır. Kelimeler düğümlenir:
"Because... uh... monolit is... you know... simple... and... Kafka is expensive... so... yes."

Karşıdaki yönetici ne anlar?
Karşıdaki yönetici onun zihnindeki o muazzam dehadan habersizdir. Karşısında sadece kekeleyen, kendine güveni olmayan, fikrini savunamayan ve pasif bir "kod hamalı" görür.

Ve o toplantının sonunda mimariyi yönetici belirler, teslim süresini müşteri dikte eder, bizim dahi mühendisimiz ise istemediği bir kararın altında ezilmeye devam eder.

Kod Evrenseldir Ama Para Dille Kazanılır

Teknoloji dünyasının en büyük yalanı şudur: "Kodun dili evrenseldir, önemli olan yazdığın koddur."

Hayır. Kod sadece işin icraat kısmıdır.
Ama o kodun değerini belirleyen, o projenin bütçesini çizen, teslim tarihini belirleyen ve masadaki şartları koyan şey; masadaki retorik, özgüven ve pazarlık dilidir.

Eğer İngilizceyi sadece pasif bir okuma aracı olarak bırakırsanız; dünyadaki en yetenekli mühendis bile olsanız, küresel sistemde Hindistan'daki fason yazılım fabrikalarından farksız birer "ucuz iş gücü" olarak kalmaya mahkûm olursunuz. Saati 15 dolara başkalarının hayallerini kodlarsınız.

Ama eğer fikrinizi bir toplantıda savunabilecek, haksız bir revizyon talebine diplomatik bir incelikle "Hayır, bu kapsam sözleşmemizin dışındadır ve projenin mimari bütünlüğünü bozar" diyebilecek akıcılığa ve aksan özgüvenine sahipseniz; işte o zaman fasoncu değil, masada sözü dinlenen küresel bir ortak olursunuz.

Aksan Kompleksinden Kurtulun

Türkiye'deki geliştiricilerin bu bariyeri aşamamasının en büyük sebebi gramer eksikliği değil; hastalıklı bir aksan ve hata yapma korkusudur.

Bir Fransız veya bir İtalyan mühendisi dinleyin: İngilizceyi berbat bir aksanla, gramer hatalarıyla konuşur; ama gözünüzün içine dimdik bakarak, zerre kadar utanmadan fikrini çatır çatır savunur.

Bizim gençlerimiz ise "Acaba geçmiş zaman kipini yanlış mı kullandım, acaba kelimeyi Türk gibi mi telaffuz ettim" endişesiyle tamamen susmayı tercih eder.

Bu kompleksi derhal çöpe atın:

  • Kimse sizden Shakespeare gibi konuşmanızı beklemiyor. Küresel iş dünyasının dili "Kusursuz İngilizce" değil; "Açık, net ve özgüvenli İngilizcedir."
  • Doküman okumayı bir marifet saymayı bırakın. Her gün sesli konuşma pratikleri yapın. Kendi kendinize mimari kararlarınızı İngilizce sesli anlatın.
  • Yabancı ekiplerle toplantılara girmekten kaçmayın; aksine bilerek o ateşe atlayın. Dil ancak o ateşin içinde pişerek öğrenilir.

Kod yazmak sizi bir teknisyen yapar.
Ama o kodun arkasındaki fikri dünyaya anlatabilmek ve masada hakkınızı söke söke alabilmek; sizi gerçek bir dünya mühendisi yapar.

Dokümanların arkasına saklanmayı bırakın.
Sesinizi yükseltin ve masadaki yerinizi alın.