Silikon Vadisi'ndeki kuruculara sorun, size "Garajda bir fikirle başladım, yatırımcılarla tanıştım, üç ayda milyon dolar topladım" tarzında parlak hikayeler anlatırlar. Türkiye'den global bir teknoloji şirketi kurma hikayesi ise... biraz farklıdır.
Suku Tech'i sıfırdan kurarken ilk karşılaştığım gerçek, döviz kurunun hayatınızı nasıl bir roller coaster'a çevirdiğiydi. Özellikle döviz kurunun sürekli olarak baskılandığı bir ortamda. Sunucularınız yurt dışında (Hetzner, DigitalOcean vb.) barınıyorsa, faturalarınız dolar veya euro cinsindendir. Elbette döviz cinsinden giderleriniz sadece sunucu maliyetlerinizle sınırlı olamaz. Kullandığınız üçüncü taraf bir yazılım, herhangi bir WAF servisi, nesne depolama alanı hizmeti, çalışmalarınız için kullandığınız bilgisayarınız, çalışma masanızın üstündeki çalışma lambanız ve daha fazlası. Müşterilerinizin bir kısmı Türkiye'deyse, gelirleriniz TL cinsindendir. Sabah uyandığınızda dolar sadece 2 lira dahi artmışsa, bir gecede tüm kar marjınız buharlaşmıştır. Maliyet planlaması yapmak neredeyse imkansızdır çünkü giderleriniz sabit dövizle, gelirleriniz ise sürekli değer kaybeden bir para birimiyle akmaktadır.
Bürokratik tarafı ise ayrı bir macera. Türkiye'de şirket kurmak, şirket büyütmek ve özellikle yurt dışına fatura kesmek, bir mühendislik problemi kadar karmaşıktır. Vergi dairesi, SGK, e-devlet, MERSIS, KEP adresi, e-fatura entegrasyonu... Her biri ayrı bir labirent. Ve bu labirentlerin hiçbirinin dokümantasyonu (tıpkı kötü yazılmış bir API gibi) düzgün değildir. Bir gün e-arşiv portala giriş yapamazsınız, bir gün e-devlet çöker, bir gün vergi dairesindeki memur size farklı ve tamamen yanlış bir şey söyler.
Yurt dışı müşterilerle çalışmak istediğinizde ise bambaşka bir algı sorunu çıkar karşınıza. Uluslararası piyasada "Türkiye'den bir teknoloji şirketi" olarak kendinizi tanıttığınızda, karşı tarafın kafasında oluşan ilk imaj maalesef Silikon Vadisi'ndeki bir startup değildir. Kendinizi kanıtlamanız, güven inşa etmeniz ve "Evet, biz de kaliteli iş üretiyoruz" demeniz için çok daha fazla emek harcamanız gerekir. Aynı işi yapan bir Amerikan veya Alman şirketinin varsayılan güvenilirliğine ulaşmak için iki kat daha çok çalışmanız gerekir.
Üstüne üstlük potansiyel müşterileriniz geçmişteki başarısız startupları sizlere göstererek bunlar beceremedi; siz nasıl bu işin içinden çıkacaksınız minvalinde patavatsız söylemlerde bulunabilirler. Peki neden hâlâ buradayım? Neden Estonya'ya veya İrlanda'ya taşınıp orada şirket kurmadım? Çünkü Türkiye'den iş yapmanın gizli bir avantajı var: Maliyet yapınız. Buradaki mühendislik kalitesi, Batı Avrupa veya ABD standartlarında ama maliyet çok daha düşüktür. Bu da size küresel piyasada rekabetçi fiyatlarla premium kalitede hizmet sunma imkanı verir. Ayrıca burada her gün savaşarak öğrendiğiniz o dayanıklılık (resilience), hiçbir MBA programının veremeyeceği bir girişimci eğitimidir.
Türkiye'den global bir teknoloji şirketi kurmak, düz bir otobanda araba sürmek değil; bozuk yolda, karanlıkta, farları yarım yanan bir kamyonla dağ geçidi aşmaktır. Ama o geçidi aştığınızda, düz otobanda başlayanlara kıyasla çok daha iyi bir sürücü olursunuz. Zorluklar sizi kırmadıysa, sizi piyasadaki en sert rakiplerden biri yapmıştır.