Hafta sonu veya bir Perşembe akşamı, büyük bir üniversitenin amfisinde ya da havalı bir kurumsal şirketin etkinlik salonunda düzenlenen o meşhur "Teknoloji Meet-up"larından birine adım atarsınız.
Girişte bedava pizzalar, enerji içecekleri, masaların üzerine saçılmış yüzlerce parlak laptop sticker'ı...
Gençler birbirine kartvizit veya LinkedIn QR kodlarını uzatır: "Hangi şirkettesin?", "Hangi dille yazıyorsun?", "Network yapalım."
Işıklar söner. Sahnede devasa LED ekranda afili bir sunum başlar:
"Büyük Ölçekli Sistemlerde Event-Driven Mimari ve Sıfır Kesinti (Zero-Downtime) Kültürü."
Konuşmacı sahnede fırtınalar estirir:
- %100 birim test kapsamı (test coverage),
- Kusursuz TDD süreçleri,
- Continuous Delivery boru hatları,
- İnsana değer veren, herkesin birbirini alkışladığı rüya gibi bir mühendislik kültürü...
Salondaki gençler büyülenmiş gibi alkışlar. Herkes o şirketi bir cennet, sahnedeki konuşmacıyı da fildişi kuleden inmiş bir peygamber zanneder.
Peki o sahne kapandıktan sonra, o sunumu yapan şirketin gerçek prod ortamına veya Slack kanallarına girdiğinizde neyle karşılaşırsınız biliyor musunuz?
Tam bir enkazla!
Sahnede "Kusursuz Mimari", Canlıda "Kan ve Gözyaşı"
Gelin kimsenin yüksek sesle söylemeye cesaret edemediği o büyük sırrı fısıldayalım:
Sahnede anlatılan masallar ile gerçek sahadaki kod tabanı arasında Işık Yılı kadar derin bir uçurum vardır.
O sahnede "Biz her gün 50 kez production'a çıkıyoruz, sıfır hata alıyoruz" diyen şirketin mühendisleri; aslında her cuma akşamı deployment korkusundan uykusuz kalıyordur.
"Bizde test yazılmadan tek satır kod merge edilemez" diye slayt atan o Lead Developer; şirkette patronun zoruyla biletleri yetiştirebilmek için testleri devre dışı bırakan --skip-tests parametresini pipeline'a bizzat kendi elleriyle eklemiştir.
"İnsana değer veren kültürümüz" diye övünen kurucunun ofisinde; çalışanlar gece 03:00'te ücretsiz mesaiye zorlanıyor, mobbing altında eziliyordur.
Ama sahnede herkes melektir. Herkes Silicon Valley standardındadır.
Topluluk etkinlikleri, ne yazık ki gerçek mühendislik sorunlarının ve başarısızlıkların dürüstçe masaya yatırıldığı bir öğrenme ocağı olmaktan çıktı; şirketlerin PR yaptığı, konuşmacıların kendi kişisel egosunu parlattığı birer kurumsal illüzyon tiyatrosuna dönüştü.
Aynı 20 Kişinin Kendi Etrafında Döndüğü Kısır Döngü (Echo Chamber)
Türkiye'deki teknoloji etkinliklerini bir yıl boyunca takip edin. Şaşırtıcı bir gerçekle karşılaşırsınız:
İster bulut bilişim zirvesi olsun, ister frontend meet-up'ı, ister yapay zeka paneli...
Sahnede hep aynı 15-20 kişi vardır!
Birbirlerine plaket verirler, birbirlerinin panellerine konuk olurlar, Twitter'da birbirlerinin tweet'lerini RT'lerler, birbirlerine "Harika bir etkinlikti üstat" diyerek övgüler yağdırırlar. Kendi aralarında kapalı, dışarıya kapalı, steril ve son derece kibirli bir feodal klan kurmuşlardır.
Dışarıdan gelen, Anadolu'dan katılan, gerçekten özgün bir problem çözmüş ama popüler olmayan genç bir mühendisin o sahnelerde yer bulabilmesi imkânsızdır. Çünkü sistem liyakatle değil; o topluluk baronlarıyla aranızdaki "networking" samimiyetiyle işler.
Buna sosyolojide "Echo Chamber" (Yankı Odası) veya daha kaba tabiriyle "Kendi Etrafında Dönme Paradoksu" denir.
Herkes birbirini onaylar, herkes birbirine alkış tutar ama ortada gerçek bir üretim, gerçek bir katma değer ve samimi bir bilgi transferi yoktur.
Gerçek Bir Topluluk Ne Konuşmalıdır?
Tıpta M&M (Morbidite ve Mortalite) konferanslarından bahsetmiştim. Hekimler o kapalı odalarda yaptıkları başarılı ameliyatları anlatıp birbirlerini alkışlamazlar; kaybettikleri hastaları, yaptıkları teşhis hatalarını ve sistemik zaafları soğukkanlılıkla masaya yatırırlar. Çünkü tıp ancak hatalarla yüzleşerek ilerler.
Yazılım topluluklarının da acilen bu olgunluğa ihtiyacı var:
- Bize sisteminizi nasıl kusursuz kurduğunuzu anlatmayın; geçen ay canlı veritabanını nasıl sildiğinizi ve o krizden nasıl çıktığınızı anlatın.
- Bize Clean Code vaazları vermeyin; o teknik borç batağına nasıl saplandığınızı ve o enkazı temizlerken hangi bedelleri ödediğinizi anlatın.
- Sahneye çıkıp başarı pornosu sergilemeyin; arkadaki gençlerin elinden tutun, onlara sahadaki çıplak gerçekleri ve başarısızlıkları anlatın.
Pizzalar biter. Sticker'lar eskir.
Sahnede atılan o havalı nutuklar iki gün sonra unutulur.
Geriye sadece şu kalır:
Bir problemle karşılaştığında seni yalnız bırakmayan, başarısız olduğunda seni linç etmek yerine omzuna dokunan ve sahici olan o dürüst insanların yoldaşlığı.
Tiyatroyu bırakın.
Gerçek sahaya ve samimi üretime dönün.