Ekonomide çok temel bir kural vardır: Bir devlet kasasındaki altın veya üretim karşılığı olmadan piyasaya durmaksızın para basarsa, paranın değeri sıfırlanır; geriye sadece etiketlerdeki bol sıfırlı hayaller ve hiperenflasyon kalır.

Türkiye teknoloji ekosistemi, son beş yılda para piyasalarındakinden çok daha tehlikeli ve sessiz bir hiperenflasyona teslim oldu: "Senior" Unvan Enflasyonu.

LinkedIn'i açıp yerel yazılım sektörüne baktığınızda şaşkınlıktan küçük dilinizi yutarsınız. Üniversiteden 2024 yılında mezun olmuş bir gencin profilinde gururla şu yazar:
"Senior Full-Stack Engineer & Team Lead".
Henüz iki yıldır kod yazan bir diğeri: "Lead Software Architect & Tech Evangelist".

Ortalık unvanlardan, apoletlerden ve afili İngilizce tanımlardan geçilmiyor. Şirketler adeta bayram şekeri dağıtır gibi herkese "Senior" unvanı dağıtıyor.

Peki, nasıl oldu da bir zamanlar 8-10 yıllık ağır saha tecrübesi, yüzlerce prod çöküşü ve yüz binlerce satırlık sistem mimarisi gerektiren "Kıdemlilik", bir anda 18 aylık bir stajyerlik süresine indirgendi?

Cevap, Türkiye'nin son yıllarda yaşadığı en büyük kan kaybında gizli: Yetenek İhracı ve Beyin Göçü.

Masanın Boşalan Tarafı

Gelin acı gerçekle yüzleşelim.
Son beş yılda bu ülkede gerçekten ölçeklenme (scaling) görmüş, milyonlarca kullanıcılı sistemleri sırtlamış, veritabanı darboğazlarıyla uykusuz geceler geçirmiş ve mimari disipline sahip olan kıdemli mühendislerin ezici bir çoğunluğu bu toprakları terk etti.

Kimi Berlin'e, kimi Londra'ya, kimi Amsterdam'a göç etti. Kalanların büyük bir kısmı ise evinden çıkmadan ABD veya Avrupa merkezli şirketlere dövizle çalışmaya başladı. Yerel şirketlerin, kur ve enflasyon sarmalında Türk Lirası ile bu mühendislere rekabetçi bir maaş veya insani bir çalışma ortamı sunabilmesi imkânsız hale geldi.

Ve bir sabah, Türkiye'deki kurumsal şirketler, bankalar ve ajanslar uyandıklarında masanın karşısının tamamen boş olduğunu gördüler.

Ortada bir sistem vardı, canlıda çalışan yüz binlerce satırlık legacy kodlar vardı; ama o kodların dilini bilen, kriz anında neşteri nereye vuracağını kestirebilen tek bir "usta" kalmamıştı.

Para Yoksa Unvan Verelim!

Peki yerel yönetimler ve İK departmanları bu devasa boşluğa karşı ne yaptı?
Çalışma koşullarını düzeltmek, mentörlük kültürü kurmak veya gençleri sabırla yetiştirecek bir eğitim akademisi inşa etmek yerine; Türk tipi en kolay şark kurnazlığına sarıldılar: Unvan basmak!

Maaş bütçesi yetmiyor mu? Çocuğun unvanını "Mid-Level" yerine "Senior" yapalım.
Yurt dışına kaçmasın mı? Kartvizitine "Lead Architect" yazalım.

Ve böylece, henüz kendi yazdığı kodun bellek tüketimini ölçemeyen, asenkron programlamanın temel tuzaklarını bilmeyen, bir veritabanı kilitlenmesinde ne yapacağını kestiremeyen 23-24 yaşındaki pırıl pırıl gençlerin omuzlarına devasa "Senior" apoletleri takıldı.

Şirketler kendilerini kandırdı: "Bakın bizim de çok kıdemli bir mühendislik kadromuz var."
Gençler kendilerini kandırdı: "Ben artık kıdemli bir mühendisim."

Ta ki o kaçınılmaz ilk büyük kriz gecesi kapıyı çalana kadar.

Unvan Kodu Kurtarmaz

Bir gün sistem çöker. Müşteriler ayaklanır. Veritabanı yanıt vermez, kuyruklar şişer.

Masada oturan o 22 yaşındaki "Lead Architect"e dönersiniz. Çocuk ekrana bakar, panikler, elleri titrer. Çünkü o kriz anında arkasına sığınabileceği hiçbir LinkedIn unvanı işe yaramaz. O an ihtiyacınız olan şey kartvizitteki parlak harfler değil; o felaketi daha önce 50 kez yaşamış, nabzı 70 atan o eski kurtların soğukkanlılığıdır.

Unvan enflasyonu sadece şirketleri çökertmiyor; en büyük zararı bizzat o genç yazılımcılara veriyor:

  1. Gelişimi Durduruyor: Kendisine 2 yılda "Senior" unvanı verilen bir genç, öğrenmeyi bırakır. "Ben zaten en tepeye ulaştım" kibrine kapılır. Oysa gerçek mühendislik yolculuğu tam da o yıllarda başlar.
  2. Kırılgan Bir Özgüven İnşa Ediyor: İlk gerçek global mülakata girdiğinde veya yurt dışından bir ekiple yan yana kod yazmaya başladığında, aslında ne kadar yetersiz bırakıldığını görür ve ağır bir depresyona sürüklenir.
  3. Teknik Borç Dağları Yaratıyor: Gerçek bir usta gözetiminden geçmeden, sırf "çalışıyor" diye canlıya alınan yamalı kodlar; şirketlerin geleceğini ipotek altına alan devasa bir saatli bombaya dönüşür.

Kıdem Unvanla Değil, Yaralarla Ölçülür

Tıpta hiç kimse 2 yıllık bir asistana "Hadi sen Senior Cerrah oldun, açık kalp ameliyatına tek başına gir" demez. Çünkü orada hata doğrudan mezarlık demektir.

Yazılımda insan hayatı doğrudan masada görünmediği için bu unvan sefahati bu kadar kolay yapılabiliyor. Ama dolaylı olarak batan şirketler, buharlaşan milyonlarca liralık yatırımlar ve tükenen genç hayatlar aynı enkazın parçalarıdır.

Kıdem; LinkedIn profilinizdeki bir kelime değildir.
Kıdem; prod ortamında kaç kez yere düştüğünüz, kaç felaketten sistemi sağ salim çıkardığınız ve arkanızdan gelen kaç gence rehberlik edebildiğinizle ölçülür.

Kendinize ve sektöre bir iyilik yapın:
Ucuz unvanların sahte sarhoşluğuna kapılmayın.
Apoletlerin peşinde değil; gerçek ustalığın, sabırlı tecrübenin ve o sessiz zanaatın peşinde koşun.

Çünkü kriz anında sizi kurtaracak olan şey unvanınız değil; kodun başında akıttığınız o gerçek terdir.