Türkiye'deki KOBİ tipi yazılım ajanslarında veya sermayesi kıt "patron girişimlerinde" defalarca sahnelenmiş o karanlık senaryoyu herkes bilir:

Üniversitenin bilgisayar mühendisliği bölümünde 3. sınıf öğrencisi olan 21 yaşındaki hevesli bir genç, harçlığını çıkarmak ve sektöre erkenden adım atmak için bir şirkete "Part-Time Yazılım Asistanı" olarak başvurur.

Haftada iki buçuk gün okula gidecek, kalan günlerde ofiste kıdemlilerin yanında bir şeyler öğrenip ufak tefek bug'ları çözecektir. Verilen ücret asgari ücretin yarısıdır; yol ve yemek zar zor karşılanmaktadır ama genç adam mutludur: "Tecrübe kazanıyorum ya, gerisi önemli değil."

Aradan tam üç hafta geçer. Şirketin kıdemli tek yazılımcısı, şirketin toksik ortamından ve ödenmeyen maaşlarından bıkıp aniden istifa eder.

Patron masasında viskisini yudumlarken bir kriz planı yapar. Dışarıdan kıdemli bir mühendis almaya kalksa en az 60-70 bin TL ödemesi gerekecektir. Oysa odanın köşesinde, gözleri pırıl pırıl parlayan, henüz iş hayatının kurtlarını tanımayan o 21 yaşındaki üniversite öğrencisi oturmaktadır.

Patron yanına gider, omzuna babacan bir tavırla vurur:

"Furkan (veya Can, veya Emre), ben senin gözlerindeki o ışığı en baştan gördüm. Sen bizim eski senior'dan çok daha zehirsin. Bu şirketin geleceği sensin. Artık projenin tüm liderliği sende, sana güvenim tam!"

Ve o gün; tüm AWS root şifreleri, production veritabanı erişimleri, müşteri toplantıları ve canlı ortamdaki ödeme altyapısı, henüz "İşletim Sistemleri" dersinin vize sınavına bile girmemiş o öğrencinin kucağına bir saatli bomba gibi bırakılır.

İntörne Bırakılan Acil Servis Cinayeti

Bu durumun acil servisteki karşılığı katıksız bir cinayet girişimidir.

Taşra hastanesinde gece nöbetindesiniz. Nöbetçi uzman hekim ortalıkta yok; kıdemli asistan hekim rapor alıp gitmiş. Hastanenin başhekimi, stajyer intörn doktorun yanına geliyor ve şöyle diyor:

"Delikanlı, sen çok çalışkan bir çocuksun, tıp fakültesinde de notların iyiymiş. Bu gece acil servisin anahtarı sende. Trafik kazası gelirse göğüs tüpü takarsın, kalp krizi gelirse trombolitik başlarsın, kafa travması gelirse entübe edersin. Hadi göreyim seni!"

Böyle bir şey gerçekleştiğinde ne olur?

O çocuk daha bir hastanın nabzını doğru düzgün hissetmeden, kapıdan fışkıran kanla giren bir politravma vakasıyla karşılaşır. Donakalır, eli ayağı titrer. Hasta gözlerinin önünde can verir.

Ve ertesi sabah hastane yönetimi ile savcılık kapıya dayandığında, o "sen zehir gibi çocuksun" diyen başhekim ilk olarak kendini kurtarır: "Biz yetkiyi ona vermedik, haddini aşıp müdahale etmiş!" Faturayı 23 yaşındaki stajyere keser, meslekten men edilmesine göz yumarlar.

İşte yazılım sektöründe bir üniversite öğrencisine kıdemli sorumluluğu yıkmak, o öğrenciyi korumasız bir şekilde yoğun bakımın ortasına tek başına atmakla aynı ahlaksızlıktır.

Vizeler, Finaller ve Gecenin Üçünde Çöken Veritabanı

O öğrencinin hayatı bir anda kabusa döner.

Gündüz okulda diferansiyel denklemler veya algoritma analizi dersinde otururken, cebindeki telefon aralıksız titremeye başlar. Patron WhatsApp'tan yazmaktadır: "Sunucu çöktü, müşteriler arıyor, hemen bak!"

Çocuk amfiden koşarak çıkar. Koridorda, dizlerinin üzerine açtığı eski laptopuyla telefonunun internetini bağlayarak SSH üzerinden çöken Docker container'ını ayağa kaldırmaya çalışır. Bir yandan hocanın devamsızlık yoklamasını düşünür, bir yandan yaklaşan final sınavını, bir yandan da 10 bin müşterinin verisinin silinme riskini.

Bu yük, 21 yaşındaki bir insanın taşıyabileceği bir yük değildir.

Sonuç nedir?

  1. Ağır Tükenmişlik (Burnout): Henüz meslek hayatına başlamadan saçları dökülen, anksiyete krizleri yaşayan ve uykusuzluk çeken gençler.
  2. Korkunç Bir Impostor Sendromu: Öğrenci bilmediği mimari kavramlar karşısında ezildikçe kendisini "yetersiz, yeteneksiz ve sahtekar" hissetmeye başlar. Oysa sorun onun yetersizliği değil; beş yıllık tecrübe gerektiren bir işin ona zorla dayatılmasıdır.
  3. Akademik Yıkım: Derslerden kalınır, okul uzatılır ve geleceğe dair kariyer planları erken yaşta sakatlanır.

Günah Keçisi İlan Edilmek

Bu tiyatronun son perdesi ise kaçınılmaz bir felaketle kapanır.

Canlı sistem bir cuma akşamı kilitlenir. Yanlış yazılmış bir SQL sorgusu yüzünden müşteri veritabanı kilitlenir veya veriler uçar. Patron müşteriye karşı zor durumda kalır; para kaybeder.

Ve o gün, o babacan patronun ağzından dökülen cümleler bir kırbaç gibi iner:

"Biz sana güvendik! Sen bu şirketi batırdın! Bir projeyi bile yönetemedin, senden hiçbir şey olmaz!"

Ucuz iş gücü uğruna bir gencin hayallerini, psikolojisini ve geleceğini sömüren o şirket; işler ters gittiğinde tüm suçu o öğrencinin sırtına yükleyip onu kapının önüne koyar. Ve ne yazık ki sektörde bu travmayı atlatamayıp yazılım mesleğini tamamen bırakan sayısız pırıl pırıl genç vardır.

Kıdemli Maaşı Ödemeden Kıdemli Çıktısı Beklemek Hırsızlıktır

Buradan tüm şirket sahiplerine ve yöneticilere sesleniyoruz:

Bir öğrenciyi şirketinize katıyorsanız, ona öğrenci gibi davranmak zorundasınız.

Onun yeri production sunucusunun kök dizini (root) değildir. Onun yeri; kıdemli mühendislerin kodlarını okuduğu, test ortamlarında güvenle hata yapabildiği, mimarinin neden öyle kurulduğunu tartıştığı korunaklı bir laboratuvardır.

Part-time çalışan bir öğrenciye production ortamının sorumluluğunu yıkmak; hem o gence yapılan bir zorbalık, hem müşteriye yapılan bir sahtekarlık, hem de mühendislik mesleğinin onurunu ayaklar altına almaktır.

Genç arkadaşlarımıza da tavsiyemiz şudur:

Size boyunuzdan büyük unvanlar verip sırtınızı sıvazlayan ama bordronuza asgari ücretin yarısını layık gören kurumlardan derhal uzaklaşın. O sahte "liderlik" unvanları bir ödül değil; kriz anında başınıza geçirilecek birer kurbandır. Sizin en büyük sermayeniz gençliğiniz, öğrenme merakınız ve akıl sağlığınızdır; onu ucuz patronların kurnazlıklarına feda etmeyin.