112 ambulanslarında çalışırken meslektaşlarımın en yaygın kronik meslek hastalığı ne tükenmişlik sendromuydu ne de uykusuzluk. Açık ara birinci sırada L4-L5 disk hernisi, yani bildiğimiz adıyla bel fıtığı vardı.

Eski binaların daracık, döner merdivenli beşinci katından yüz yirmi kiloluk bir hastayı branda sedyeyle aşağı indirmeye çalışırken; iki genç paramedik "Biz genciz, aslanlar gibi taşırız" kibriyle eğilir, dizleri kırmak yerine belden güç alarak asılırdı. Ve o an, omurganın derinliklerinden gelen o mikroskobik "kıtırt" sesi duyulurdu. O ses; bir insanın sonraki otuz yıl boyunca sabahları yataktan iki büklüm kalkmasının, yağmurlu havalarda bacağına vuran o elektrik çarpması gibi siyatik ağrısıyla yaşamasının sessiz başlangıcıydı.

Üniversitelerin bilgisayar mühendisliği veya yazılım bölümlerinden mezun olan gençlerin hayalinde daima aynı steril dünya vardır: Ergonomik koltuklar, çift monitörler, mekanik klavyeler, kahve kokulu ofisler ve bulut üzerinde dönen mimari şaheserler.

Fakat o gencin yolu bir gün veri merkezinin soğuk koridoruna düştüğünde, kendini birdenbire sanayi sitesindeki bir motor ustasından veya inşaattaki bir demir işçisinden farksız bir fiziksel yükün altında kan ter içinde debelenirken bulur: Kabinin Otuzuncu U'suna Doksan Kiloluk Blade Sunucu Oturtma Mücadelesi.


Broşürdeki Zarafet vs. Kantardaki Çelik Blok

Yönetim kurulu toplantısında sunum yapılır: "Efendim, veri merkezimizi modernize ediyoruz; modüler, yoğun ve enerji tasarruflu Blade mimarisine geçiyoruz. HPE BladeSystem c7000 veya Dell PowerEdge MX7000 alıyoruz."

Slaytlarda o kasalar uzay gemisi gibi parlar. İncecik çekmeceler, pürüzsüz hatlar, LED ışıklar.
Satın alma departmanı yarım milyon dolarlık çeki imzalar.

İki hafta sonra veri merkezinin mal kabul kapısına devasa ahşap bir palet gelir.
Kutuyu açarsınız. Karşınızda 10U yüksekliğinde, döküm çelikten yapılmış devasa bir canavar durur.

Şimdi kantar hesabını yapalım:

  • Kasanın çıplak şasisi: Yaklaşık 45 kilogram.
  • İçine takılan 8 adet çift işlemcili tam donanımlı blade sunucu çekmecesi: Yaklaşık 40 kilogram.
  • Arkadaki 6 adet 3000 Watt'lık devasa bakır trafolu güç kaynakları (PSU): Yaklaşık 18 kilogram.
  • 10 adet ağır fan bloğu ve 4 adet fiber/ethernet switch modülü: Yaklaşık 12 kilogram.

Toplam ağırlık: Tamı tamına 115 KİLOGRAM!

Bir buçuk metre derinliğindeki bir kabinin içine sokulması gereken, içinde yüz binlerce dolarlık hassas silikon taşıyan, tutacak yeri olmayan, pürüzsüz çelikten bir buzdolabı!


"Server Lift" Almayan Şirketin İki Kişilik Kurbanı

Şimdi dünyanın en acımasız kurumsal cimriliğine gelelim:
Yarım milyon dolarlık blade sunucuya gözünü kırpmadan para basan o şirket; kabin odasında sunucuları güvenle kaldırıp ray seviyesine getirecek olan 1.500 dolarlık hidrolik veya mekanik "Server Lift" (Sunucu Kaldırma Asansörü) aparatını almaya gelince "Bütçemiz yok, ne gerek var el arabasına?" demiştir!

Ve kabin odasında iki kişi baş başa kalır:
Kıdemli sistem yöneticisi ve stajyer/junior mühendis.

Hedef: O 115 kiloluk çelik bloğu, kabinin tabanına değil; kabinin tam göğüs hizasına, yani 25.U ile 35.U arasına monte etmek!

Fizik kuralları burada insan biyolojisine karşı savaş açar:

  1. Yerçekimi ve Kaldıraç Kolu: Bir ağırlığı yerden kaldırmak görece kolaydır; bacak kaslarınızı kullanabilirsiniz. Fakat o ağırlığı göğüs hizanıza kaldırıp, kollarınızı ileriye doğru 40 santimetre uzatarak o daracık kabin rayına milimetrik olarak oturtmaya çalıştığınızda; omurganızın L4-L5 diskine binen moment ve baskı tam 700 kilograma ulaşır!
  2. Ray Eksenini Tuturamama Felaketi: İki kişi nefes nefese, damarları fırlamış halde kasayı havada tutmaktadır: "Ahmet biraz yukarı kaldır... Hayır hayır sol taraf girmedi... Biraz geri çek... Tutamıyorum kayıyor!"
  3. Sıkışan Parmaklar: O çelik kasanın alt kenarı ile kabin dikmesi arasına sıkışan tek bir parmak, tırnağı anında ezer ve kemiği çatlatır.

Ve o an, Ahmet'in belinden gelen o meşhur ses duyulur: Çıt.
Ahmet iki büklüm yere çöker. Kasa bir tarafı raya oturmuş, bir tarafı boşta asılı kalmış halde sallanır.


Parçaları Sökmeden Taşımak: Tembelliğin İskelet Bedeli

Sahada en sık yapılan affedilmez hata, kasayı "üzerindeki tüm parçalar takılı halde" tek parça olarak taşımaya çalışmaktır.

Oysa üreticilerin kurulum kılavuzlarında kocaman kırmızı harflerle yazar:
"REMOVE ALL MODULES BEFORE LIFTING" (Kaldırmadan önce tüm modülleri sökün!)

Profesyonel bir saha mühendisi ne yapar?

  • Kasayı taşımadan önce içindeki 8 blade sunucuyu tek tek çıkarır ve antistatik masaya koyar.
  • Arkadaki 6 güç kaynağını söker.
  • Fan bloklarını ve switch modüllerini çıkarır.
  • Kasanın ağırlığını 115 kilodan 40 kiloya indirir!
  • İki kişi boş şasiyi tereyağından kıl çeker gibi rayın üzerine oturtur, vidalarını sıkar.
  • Ardından söktüğü parçaları tek tek yuvalarına geri takar.

Bu işlem fazladan 15 dakika sürer.
Fakat sahadaki aceleci ve cahil personel "Aman kim sökecek şimdi kırk tane vidayı, tut ucundan iki dakikada atalım raya" diyerek kendi omurgasını kumara yatırır.


Bilişimin Gizli Ameleliği ve İş Sağlığı

Bilişim sektörü kendisini zihinsel bir beyaz yaka mesleği olarak konumlandırır. Klavyelerimizdeki kodlar soyuttur, algoritmalarımız görünmezdir.

Fakat o algoritmaların üzerinde koştuğu o demir yığınları son derece somuttur, ağırdır ve yerçekimine tabidir.

Eğer bir şirketin veri merkezinde:

  • CE sertifikalı mekanik bir sunucu kaldırma asansörü yoksa,
  • Personele ağır kaldırma ve ergonomi eğitimi verilmemişse,
  • 30 kilonun üzerindeki kasalar için en az 3-4 kişilik taşıma prosedürleri zorunlu tutulmuyorsa;

O şirkette mühendislik yapılmıyordur; orada genç insanların bedenleri ucuz birer vinç gibi sömürülüyordur.

Hiçbir sunucu kabini, hiçbir blade altyapısı ve hiçbir veritabanı sizin omurganızdan daha değerli değildir.

Server lift almayan patronun kasasını sırtlamayın. Kasayı sökün, hafifletin, vinç isteyin; ama asla iki parça çelik uğruna ömrünüzün kalanını fıtık korsesiyle geçirmeyin.