1889 yılında Johns Hopkins Hastanesi'nin kurucu cerrahlarından biri olan Dr. William Stewart Halsted, modern tıp tarihini kökünden değiştirecek bir asistanlık (residency) eğitim modeli geliştirdi. O döneme kadar cerrahi eğitim çoğunlukla teorik derslerden ve uzaktan ameliyat izlemekten ibaretti. Halsted ise tıp eğitimini üç basit, acımasız ve kusursuz basamağa indirgedi:
"See one, do one, teach one."
(Bir kez izle, bir kez yap, bir kez öğret.)
Bu prensip, tıbbın yüzyıllardır nesilden nesile aktarılan o kutsal usta-çırak omurgasıdır. Tıp fakültesini birincilikle bitirmiş olsanız bile, bir hastanenin acil servisine ya da ameliyathanesine adım attığınız ilk gün kimse elinize neşteri verip "Hadi bakalım, dün gece okuduğun kitaptaki apandisit ameliyatını yap" demez.
Önce kıdemlinin yanına geçersiniz. Nefesini ensenizde hissederken onun dokuyu nasıl tuttuğunu, kanamayı nasıl klempe ettiğini, hastayla nasıl konuştuğunu izlersiniz (See one).
Sonraki vakada yer değiştirirsiniz. Neşter sizin elinizdedir ama kıdemli cerrah yarım santim yanınızda durur; eliniz titrediğinde bileğinizi tutar, hata yapmanıza ramak kala sizi uyarır ve o ameliyatı güvenle tamamlatır (Do one).
Ve nihayet, birkaç ay sonra arkanıza yeni bir çömez geldiğinde, bu kez siz onun yanına geçer ve bildiğiniz her şeyi ona aktarırsınız (Teach one).
Çünkü tıp camiası çok iyi bilir ki: Kitaplar size anatomiyi öğretir; ama insan hayatını kurtarmayı sadece ve sadece yanınızdaki usta öğretir.
Peki, dünyanın en hızlı büyüyen ve en çok övünen sektörü olan yazılım dünyasında durum nedir?
"4 Yıl Deneyimli Junior Aranıyor" Komedisi
Bugün teknoloji sektörünün istihdam ve kültür yapısına baktığınızda, kelimenin tam anlamıyla bir akıl tutulması görürsünüz.
LinkedIn'deki iş ilanlarını açın. Başlık: "Junior Frontend Developer".
İlan detayları: "En az 3-4 yıl production tecrübesi, Next.js, Kubernetes, CI/CD süreçlerine hakim, yüksek trafikli sistemler yönetmiş..."
Bu ilanlar trajikomik bir çaresizliğin itirafıdır. Şirketler artık eğitmek, yetiştirmek, sabır göstermek ve zaman ayırmak istemiyor. Herkes daldan hazır, olgunlaşmış, sulu bir elma koparmak istiyor; ama o elma ağacını kimse sulamak istemiyor.
Yeni mezun bir yazılımcıyı düşünün. Üniversiteden ya da kendi çabalarıyla bir noktaya gelmiş, hevesli, gözleri parlayan bir genç. İşe giriyor. İlk gün eline bir MacBook tutuşturuluyor, Slack kanalına ekleniyor, 50 bin satırlık dokümantasyonsuz bir legacy kod tabanının linki veriliyor ve "Jira'da birkaç bilet var, hadi çözmeye başla" deniyor.
Yanında ne bir kıdemli var, ne elini tutan bir rehber. Çocuk bir yerde tıkandığında soru sormaya çekiniyor; çünkü sektördeki o sahte kibir ortamında soru sormak "yetersizlik" olarak yaftalanıyor. Kod incelemeleri (Pull Request) ise bir öğretme alanı olmaktan çıkmış; kıdemli mühendislerin ego tatmin ettiği, "Bunu neden böyle yazdın, git Clean Code oku" diyerek satır aralarında insan azarladığı birer linç meydanına dönüşmüş.
Sonra ne oluyor? O genç birkaç ay içinde tükeniyor, içine kapanıyor, ezber kalıplara sığınıyor ve kendi kaderine terk ediliyor.
Bilgi Transferinin İflası
Bu sektörün içine düştüğü en büyük yanılgı, kod yazmanın sadece bir "mühendislik" işi olduğunu sanmaktır. Hayır; iyi kod yazmak aynı zamanda bir zanaattır.
Bir sistemin kriz anında nasıl davrandığını, bir veritabanı indeksinin neden patladığını, bir mimari kararın 3 yıl sonra şirketin başına ne belalar açacağını hiçbir üniversite müfredatında, hiçbir YouTube eğitim videosunda ya da bootcamp'te bulamazsınız. Bu bilgi, ancak sahada yüzlerce kez hata yapmış, gece yarısı sunucu başında sabahlamış bir ustanın masasında oturup, onun klavye başındaki kararlarını izleyerek öğrenilir. Bu, zımni bilgidir (tacit knowledge).
Ve biz şu an bu zımni bilgi akışını tamamen kesmiş durumdayız.
Kıdemli mühendisler (Senior/Lead), günlerini anlamsız toplantılarda, bitmek bilmeyen Agile törenlerinde ve Jira biletleri arasında tüketirken; yanlarındaki junior mühendise yarım saatlik bir "pair programming" yapmayı zaman kaybı olarak görüyor. Şirketler ise "Junior yetiştirirsem 1 yıl sonra başka şirkete kaçar" korkusuyla tamamen bencilleşiyor.
Henry Ford'un ünlü bir sözü vardır: "Ya çalışanlarımızı eğitirsek ve giderlerse?" diye soran ortağına şu cevabı verir: "Ya eğitmezsek ve kalırlarsa?"
Eğitilmemiş, usta eli değmemiş, sadece StackOverflow ve yapay zeka çıktılarından kopyala-yapıştır yaparak "Senior" unvanı almış milyonlarca mühendisle doldu ortalık. Ve bugün sistemlerin neden bu kadar sık çöktüğünü, neden her projenin teknik borç batağında boğulduğunu merak ediyoruz.
Gerçek Senior'lığın Tanımı
Eğer bir şirkette "Senior Software Engineer" unvanına sahipseniz ama arkanızda sizin sayenizde büyümüş, sizin tecrübenizle güçlenmiş, sizin bilginizi devralmış tek bir junior mühendis bile yoksa; kusura bakmayın ama siz henüz kıdemli değilsiniz. Siz sadece kod yazmayı iyi bilen, pahalı ve tek kullanımlık bir iş gücüsünüz.
Tıpta bir cerrahın büyüklüğü, tek başına yaptığı ameliyatların sayısıyla değil; arkasında bıraktığı cerrahi ekolüyle ve yetiştirdiği uzmanlarla ölçülür.
Usta-çırak bağı bir lütuf değildir; bu sektöre olan borcumuzdur. Bir zamanlar birileri bizim yazdığımız berbat kodlara sabretti, birileri bize git rebase'in mantığını sabırla anlattı, birileri kriz anında panikle elimiz ayağımıza dolandığında omzumuza dokunup "Sakin ol, çözeriz" dedi.
Eğer bugün o koltukta oturuyorsak, o borcu ödemek zorundayız:
Bir kez gördük.
Yıllarca yaptık.
Şimdi arkamıza dönüp, sabırla öğretme vaktidir.