Google Reader 2013'te kapatıldı. Inbox by Gmail 2019'da öldü. Google Stadia 2023'te mezara gömüldü. Hangouts, Allo, Google+, Picasa, Google Code... Liste uzar gider. "Google Graveyard" (Google Mezarlığı) adlı bir web sitesi var ve burada Google'ın kapatıp tarihin çöp kutusuna attığı 290'dan fazla ürünün listesini tutuyorlar. Her birinin bir doğum tarihi ve bir ölüm tarihi var. Tıpkı bir mezar taşı gibi.
Ama biz bu mezar taşlarının arkasındaki insanları hiç düşünüyor muyuz?
Ölü Kodun Arkasındaki Canlı İnsanlar
Her kapatılan projenin arkasında, o projeye aylar hatta yıllar boyunca emek vermiş mühendisler vardır. O ürünün mimarisini tasarlayan, ilk commit'i atan, ilk bug'ını gece yarısı düzelten, kullanıcılardan gelen ilk olumlu geri bildirimle gözleri parlayan insanlar.
Ve bir gün, genellikle bir Salı sabahı yapılan bir "all-hands" toplantısında, bir yönetici kısa bir sunum yapar: "Stratejik önceliklerimizi yeniden değerlendirdik ve X ürününü sonlandırma kararı aldık." Slaytlarda kâr-zarar tabloları, kullanıcı edinme maliyetleri ve "yatırım getirisi" (ROI) grafikleri gösterilir. Her şey matematik olarak mükemmel bir anlam taşır.
Ama o odada, bir yılını o ürüne veren mühendis için bu bir matematik problemi değildir. Bu bir cenaze törenidir. Ve en kötüsü, bu cenazede yas tutmanıza izin verilmez. Toplantı biter, herkes masasına döner ve bir sonraki projeye "aynı heyecanla" başlaması beklenir.
Sunk Cost ve Duygusal Yatırım
Ekonomide "Batık Maliyet Yanılgısı" (Sunk Cost Fallacy) kavramı, geçmişte yapılan yatırımların gelecekteki kararları etkilememesi gerektiğini söyler. Bir projeye 2 milyon dolar harcamış olmanız, o projenin devam etmesi için bir sebep değildir. Rasyonel olan, o projenin gelecekte getireceği değere bakarak karar vermektir.
Bu, kâğıt üzerinde tamamen mantıklıdır. Ama insanlar kâğıt üzerinde yaşamıyor.
Bir mühendis o projeye sadece saatlerini değil, kimliğinin bir parçasını yatırmıştır. "Ben X projesinin baş geliştiricisiyim" demiştir sosyal ortamlarda. O projenin başarılarını kendi başarıları olarak hissetmiştir. Arkadaşlarına "Şu özelliği ben yaptım" diye gururla göstermiştir.
Bu duygusal yatırımın bir batık maliyet tablosunda karşılığı yoktur. CFO'nun Excel'inde görünmez. Ama o mühendiste bıraktığı iz, bir sonraki projede azalmış motivasyon, şirkete olan güvenin erozyonu ve "Neden emek vereyim ki, bunu da kapatacaklar" düşüncesi olarak geri döner.
Paramedikler ve Kayıp
Paramedik olarak hastalarınızı kaybetmeyi öğrenirsiniz. Bu, mesleğin en karanlık ve en kaçınılmaz parçasıdır. Her kaybın ardından kendinize sordunuz soruları hatırlarsınız: "Daha hızlı müdahale edebilir miydim? Farklı bir ilaç versem sonuç değişir miydi?" Bu sorular sizi kemirmeye başladığında, deneyimli bir meslektaşınız gelir ve şöyle der: "Bazı hastaları kurtaramazsın. Bu senin hatanla ilgili değil, durumun ağırlığıyla ilgili."
Yazılım dünyasında bu tür bir duygusal destek mekanizması yoktur. Bir proje kapatıldığında kimse gelip "Bu senin kodunla ilgili değildi, pazar koşulları uygun değildi" demez. Şirketler, projelerini kapattığında bunu soğuk bir iş kararı olarak sunar ve ekipten ertesi gün yeni bir projeye aynı tutkuyla başlamasını bekler.
Ama insan beyni böyle çalışmaz. Her kayıp, ister bir hasta ister bir proje olsun, bir iz bırakır. Ve bu izler işlenmezse birikerek tükenmişliğe (burnout) dönüşür.
Dijital Mezarlıkta Yürümek
Bir dahaki sefere eski bir projenizin kapandığını duyduğunuzda, o projeye harcadığınız zamanı "boşa gitti" olarak düşünmeyin. O süreçte öğrendiğiniz mimari kararlar, yapılan hatalar, ekip dinamikleri ve teknik zorluklar sizin mühendislik DNA'nıza işlemiştir. Ürün ölebilir ama deneyim ölmez.
Ve belki de yazılım sektörünün ihtiyacı olan şey, projelerin kapatılmasını bir "başarısızlık" değil, bir "mezuniyet" olarak görmektir. O proje tamamlandı. Rolünü oynadı. Sizin o versiyonunuzu şekillendirdi. Şimdi sıra, o deneyimle daha güçlü bir şey inşa etmekte.
Her yazılım projesi, eninde sonunda ya kapanır ya da legacy koda dönüşür. İkisi de bir nevi ölümdür. Ama bazı ölümler, yeni başlangıçların habercisidir.