Haftada en az iki kez ana akım haber sitelerinde veya teknoloji bültenlerinde aynı şablonla hazırlanmış o görkemli manşete denk gelirsiniz:

"Türk Mühendislerden Dünyayı Sarsacak Buluş: Silikon Vadisi'ne Rakip Yerli ve Milli Yapay Zeka Çıktı!"

Haberin içeriğine tıkladığınızda, takım elbiseli kurucuların ofis koltuklarında verdikleri mağrur pozlar, arkada asılı duran neon şirket logoları ve "büyük vizyon" cümleleri karşılar sizi. Haberi okuyan sokaktaki sade vatandaş göğsü kabararak gururlanır; teknolojiyle ilgilenmeyen yatırımcılar heyecanla telefonlara sarılır.

Ancak bir yazılım mühendisi olarak o haberin bahsettiği ürünün GitHub deposuna, ağ isteklerine (network requests) veya kaynak koduna yakından baktığınızda hissettiğiniz tek şey derin bir mahcubiyet ve mesleki bir hicaptır.

Çünkü "dünyayı sarsacağı" iddia edilen o yerli teknoloji harikasının perdesini araladığınızda gördüğünüz şey şudur: Hugging Face'ten indirilmiş açık kaynaklı bir modelin üzerine yazılmış yirmi satırlık Python Flask kodu, Streamlit veya Tailwind ile giydirilmiş derme çatma bir arayüz ve butonların Türkçe'ye çevrilmesinden ibaret bir "inovasyon".

Ortada ne yeni bir mimari vardır, ne özgün bir matematiksel model, ne de optimize edilmiş bir derleyici. Sadece açık kaynak dünyanın emeğini alıp üzerine bir Türk bayrağı yapıştırmak ve bunu PR ajanslarının bültenleriyle milli bir zafer gibi servis etmek vardır.

Tıpta Şarlatanlık, Teknolojide Yerlilik Maskesi

Bu tablonun sağlık sektöründeki karşılığını çok iyi biliyoruz. Televizyon kanallarında veya gazete köşelerinde ara sıra türeyen merdiven altı "şifacılar" vardır. İki şifalı otu kaynatıp içine biraz nane ruhu damlatır ve kameraların karşısına geçip haykırırlar: "Kansere %100 yerli ve milli kesin çözüm bulundu! Batılı ilaç lobileri bu ilacı gizliyor!"

Halkın çaresizliğini, umudunu ve milli duygularını istismar eden bu şarlatanlığın karşısında tıp dünyası ne yapar? Bilimsel metodolojiye başvurur. "Kardeşim," der hekimler, "bu maddenin etken maddesi nedir? Faz 1, Faz 2, Faz 3 klinik deneylerin nerede? Çift-kör plasebo kontrollü çalışman hangi hakemli uluslararası dergide (peer-reviewed) yayımlandı? Biyoyararlanımı ve toksisite raporların nerede?"

Şarlatan bu soruların hiçbirine cevap veremez; hemen hamasete sığınır: "Bizi kıskanıyorlar, yerli buluşumuzun önünü kesmek istiyorlar."

İşte Türkiye'deki teknoloji medyasının ve "milli startup" simsarlarının yaptığı şey tam olarak budur.

Bir ürünün gerçekten inovatif, ölçeklenebilir ve derin teknoloji (deep-tech) barındırıp barındırmadığını sorgulayacak teknik liyakatten yoksun olan teknoloji basını; PR ajanslarının hazırladığı hazır basın bültenlerini kopyala-yapıştır yaparak yayınlamaktadır. Kimse şu soruları sormaz:

  • Bu sistemin gecikme süresi (latency) ve hesaplama maliyeti (FLOPs) nedir?
  • Kendi altyapınızda eğittiğiniz özgün bir ağırlık matrisi (weights) var mı, yoksa OpenAI API'sine prompt mu fırlatıyorsunuz?
  • Sistem mimariniz hangi dağıtık sistem problemlerini çözüyor?
  • Bu ürün global pazarda AWS, Google veya Meta'nın aynı alandaki çözümlerine kıyasla nasıl bir teknik üstünlük vadediyor?

Bu sorular sorulmadığı için, basit bir OpenAI wrapper'ı geliştiren herhangi bir ajans, ertesi sabah bültenlerde "Yerli ChatGPT" olarak manşetlere taşınabilmektedir.

PR Balonunun Kısa Ömrü ve Sessiz İflaslar

Bu yapay şovların ardında yatan asıl motivasyon nedir? Neden bu kadar büyük yalanlar, bu kadar pervasızca söylenir?

Cevap çok basit: Hibe, teşvik ve tohum yatırım kapmak.

Devlet kurumlarının, kalkınma ajanslarının ve teknokentlerin dağıttığı hibelerin jürileri çoğu zaman derin teknik detaylara hakim olmayan bürokratlardan veya akademisyenlerden oluşur. Önlerine gelen projenin teknik fizibilitesinden ziyade; sunumun parlaklığına, içinde kaç kez "Yapay Zeka", "Blokzincir", "Yerli ve Milli", "Endüstri 4.0" geçtiğine ve basında çıkan haberlerin sayısına bakarlar.

PR ajansına verilen 50 bin TL ile üç büyük gazetede haber yaptırılır. O haberler çerçeveletilip dosyanın içine konur. Jüri etkilenir; hibe onaylanır, tohum yatırım alınır. Kurucular kendilerine lüks şirket araçları kiralar, teknokentin en havalı ofisine yerleşir ve bir yıl boyunca LinkedIn'de "ekosistem lideri" olarak panellerde konuşmacı olurlar.

Peki sonra ne olur?

Aradan 18 ay geçer. Hibe biter. Yatırım tükenir. Ortada ne global pazara satılabilmiş gerçek bir ürün vardır, ne de faturasını ödeyen gerçek bir müşteri. Çünkü PR haberleriyle teknoloji medyasına manşet olabilirsiniz; ancak global bir müşteriye ürün satamazsınız. Bir Alman mühendise veya Amerikalı bir şirkete "Biz yerli ve milliyiz" diyemezsiniz; onlar sadece ürünün API yanıt hızına, SLA güvenilirliğine ve fiyat/performans oranına bakarlar.

Ve o "dünyayı sarsan" yerli girişim, bir cuma akşamı web sitesini sessiz sedasız kapatır. Ne teknoloji medyası tek bir satır takip haberi yapar, ne de o hibeleri dağıtanlar hesabını sorar. Kervan yeni bir PR balonuyla yoluna devam eder.

Sessiz Kalan Derin Mühendislik

Bu gürültülü sirkin yarattığı en büyük tahribat, Türkiye'de gerçekten nitelikli, sessiz ve derin mühendislik yapan insanların emeğini gölgelemesidir.

Bodrum katlarında, gösterişsiz üniversite laboratuvarlarında veya mütevazı ev ofislerinde gecesini gündüzüne katarak açık kaynak çekirdeklere yama gönderen, gömülü sistemlerde mikrodenetleyici mimarilerini optimize eden, dağıtık veritabanlarında konsensüs algoritmaları üzerine kafa yoran gerçek mühendislerimiz var.

Bu insanlar PR bülteni yazmayı bilmezler. LinkedIn'de sahte başarı hikayeleri anlatıp duygu sömürüsü yapmazlar. Takım elbise giyip panellerde hamaset nutukları atmazlar. Onların tek derdi, yazdıkları kodun bellek sızıntısı yapmaması, ağ paketlerinin kaybolmaması ve algoritmalarının matematiksel doğruluğudur.

Ancak sahne ışıkları ve kaynaklar şovmenlere aktarıldığı için, bu gerçek değerler ne hak ettikleri yatırımı bulabilirler ne de kamuoyunda tanınırlar. Ve günün sonunda, bu ülkenin yetiştirdiği en parlak beyinler, bu içi boş tiyatrodan bıkıp bavullarını toplayarak Amsterdam'a, Berlin'e, Londra'ya göç ederler.

Gerçek Yerlilik, Gerçek Liyakatle Başlar

Bir yazılımın "yerli ve milli" olması, sunucusunun Türkiye sınırları içinde bir veri merkezinde barınmasından veya arayüzünün Türkçe olmasından ibaret değildir.

Gerçek bağımsızlık; dışa bağımlı olmadan kendi derleyicinizi optimize edebilmekten, kendi işletim sistemi çekirdeğinizi güvenli kılabilmekten, kendi kriptografik protokollerinizi matematiksel olarak kanıtlayabilmekten geçer. Başkalarının kütüphanelerini kopyalayıp üzerine etiket basmak bağımsızlık değil, sadece çağdaş bir kapitulasyondur.

Teknoloji medyasının görevi, PR ajanslarının kuryeliğini yapmak değil; halka ve sektöre karşı bir filtre, bir kalite kontrol mekanizması olmaktır. İnovasyon iddiasıyla ortaya çıkan her girişime o acımasız mühendislik sorularını sormak zorundadırlar.

Ve biz yazılımcılar... Her parlak başlığın arkasında büyülenmek yerine, terminali açıp o sistemin kodunu, ağ trafiğini ve mimarisini sorgulamaya devam etmeliyiz. Çünkü bilim ve mühendislik alkışlarla değil; şüpheyle, testlerle ve acımasız gerçeklerle ilerler.