Hastanelerin ameliyathane kapılarında veya acil servis triyajlarında yaşanan en soğuk, en yabancılaştırıcı ritüellerden biri "Aydınlatılmış Onam Formu" imzalatma anıdır.
Hasta sedyede acı içinde kıvranıyordur, ailesi gözyaşları içinde kapıda bekliyordur. O sırada elinde bir pano ve tükenmez kalemle bir görevli gelir. Önünüze 8 puntoluk, anlaşılmaz Latince terimlerle ve hukuki jargonla dolu 6 sayfalık bir metin uzatır:
"Şurayı, şurayı ve en altı imzalayın lütfen."
O metinde ne yazar biliyor musunuz?
"Bu ameliyat sırasında kalbiniz durabilir, felç geçirebilirsiniz, enfeksiyon kapabilirsiniz, anestezi komasına girebilirsiniz, organınız zarar görebilir... Bunların hiçbirinde hastanemiz ve hekimlerimiz sorumlu tutulamaz."
Hasta o an neyi imzaladığını idrak edebilir mi? Hayır. Korku ve çaresizlik içindeki bir insanın o metni rasyonel olarak analiz etmesi imkânsızdır. Titreyen ellerle o imzayı atar.
Çünkü herkes bilir ki; o formun birincil amacı hastayı aydınlatmak veya korumak değildir. O formun tek varoluş sebebi; olası bir faciada hastanenin avukatlarına mahkemede sunabilecekleri kurşun geçirmez bir "Sorumluluk Reddi" (Disclaimer) zırhı sağlamaktır. Hukuki açıdan kusursuz, insani ve ahlaki açıdan ise buz gibi bir bürokrasidir.
Peki şimdi elinizdeki akıllı telefonu açın: Yazılım dünyasının "Terms & Conditions" (Kullanıcı Sözleşmeleri) tam olarak bu değil midir?
Dünyanın En Büyük Yalanı: "Kullanım Koşullarını Okudum ve Kabul Ediyorum"
İnternet çağının en evrensel, en organize ve en ikiyüzlü yalanı nedir diye sorsalar, hiç şüphesiz şu cevabı veririm:
"Kullanım koşullarını ve gizlilik politikasını okudum, kabul ediyorum."
Yeni bir uygulama indirirsiniz, bir yapay zeka servisine üye olursunuz veya telefonunuza bir güncelleme gelir. Karşınıza 50 sayfalık, avukatların bilerek en karmaşık cümlelerle ördüğü devasa bir metin bloğu fırlar. Altında ise parlak, mavi bir buton: "Kabul Et".
Carnegie Mellon Üniversitesi'nin yaptığı ünlü bir araştırma var: Eğer sıradan bir internet kullanıcısı, bir yıl içinde karşılaştığı tüm kullanıcı sözleşmelerini gerçekten kelimesi kelimesine okumaya kalksaydı; her gün tam 8 saatini sadece bu sözleşmeleri okumaya ayırmak zorunda kalırdı!
Yani sistem, sizin o metni okumamanız üzerine tasarlanmıştır.
Tıpkı sedyedeki acil hastası gibi; kullanıcı da o an o uygulamaya, o servise, o iletişime muhtaçtır. Dijital dünyanın kapısında rehindir. O butona basmaktan başka hiçbir şansı yoktur.
Ve o butona bastığı an; şirketler kullanıcının konum verilerini satma, fotoğraflarını yapay zeka modellerini eğitmek için kullanma, tek taraflı olarak hesabını silme ve her türlü veri sızıntısında "Ama sözleşmede yazmıştık" diyerek kenara çekilme hakkını ceplerine koyarlar.
Hukuki Kalkan vs. Mühendislik Etiği
Teknoloji şirketlerinin yönetim masalarında sıkça duyduğum mide bulandırıcı bir argüman vardır:
"Sözleşmeye bu maddeyi koyduk, hukuken başımız ağrımaz. Kullanıcı onayladı."
Bir hastaya ameliyattan önce olası 100 farklı komplikasyonun yazılı olduğu bir kâğıdı imzalatmış olmanız; ameliyat sırasında sizin dikkatsizce bir damarı kesmenizi meşru kılar mı? Mahkemede ceza almasanız bile, vicdanınızda o hastanın katili olmaktan kurtulabilir misiniz?
Yazılımda da durum aynıdır.
Kullanıcı sözleşmesine en küçük harflerle "Verileriniz üçüncü partilerle paylaşılabilir" yazmış olmanız; o kullanıcıların en mahrem bilgilerini reklam şirketlerine pazarlamanızı ahlaki kılmaz.
"Hizmet kesintilerinden şirketimiz sorumlu değildir" maddesini koymuş olmanız; test yazmadığınız için bir startup'ın tüm ödeme altyapısını çökerttiğinizde suçsuz olduğunuz anlamına gelmez.
İmza atılan kâğıtlar sadece hukuku ve avukatları korur.
Kullanıcıyı ve hastayı koruyan tek gerçek güç ise; masadaki uzmanın ahlakı, vicdanı ve mesleki namusudur.
Şeffaflık Bir Lütuf Değil, Saygıdır
Modern tıpta son yıllarda bu soğuk onam bürokrasisine karşı harika bir hareket başladı: Hastaya kâğıt imzalatmadan önce gözlerinin içine bakmak, riskleri sade bir dille, metaforlarla, bir dost gibi anlatmak ve gerçek bir rıza üretmek.
Yazılım dünyasının da acilen bu olgunluğa erişmesi gerekiyor:
- Kullanıcının karşısına 50 sayfalık hukuki duvarlar örmek yerine; 3 maddelik, herkesin anlayabileceği sade bir özet sunabilmelisiniz: "1. Verilerinizi kimseye satmıyoruz. 2. İstediğiniz an tüm verilerinizi silebilirsiniz. 3. Sistemimizi güvenle kullanmanız için elimizden geleni yapıyoruz."
- Güvenlik açıklarınızı ve hatalarınızı hukuki bahanelerin arkasına saklamamalı; bir sorun çıktığında şeffaflıkla özür dileyip faturayı üstlenebilmelisiniz.
Çünkü günün sonunda, bir şirketi gerçekten büyük yapan şey kullanıcılarını ne kadar iyi kandırdığı veya sözleşmelerle nasıl bağladığı değildir.
Bir şirketi büyük yapan şey; o parlak "Kabul Et" butonunun arkasında duran insanın güvenine duyduğu sarsılmaz saygıdır.