Eğer teknoloji sektöründe, özellikle de hızlı büyüyen bir startup'ta veya kurumsal bir ajansta çalışıyorsanız, hayatınızın kelimelerinden biri mutlaka "ACİL" (ASAP) olmuştur.

"Müşteri sunumu var, bu butonu ACİL kırmızı yapmamız lazım!", "Yatırımcı toplantısı var, yeni modülü ACİL yayına almalıyız!", "Sunucu yavaşladı, ACİL kontrol et!". Şirket içi mesajlaşma kanallarında herkesin birbiriyle büyük harflerle konuştuğu, her hatanın (bug) bir dünyanın sonu senaryosu gibi algılandığı, kalp krizine davetiye çıkaran o zehirli çalışma kültürü... Startup dünyası, çalışanlarını her şeyin ölüm-kalım meselesi olduğuna inandırmak üzerine kuruludur.

Ancak geçmişinizde gerçek bir "Ölüm-Kalım" meselesinin içinde bulunduysanız (örneğin bir ambulansın arkasında, trafik kazası geçirmiş, nefes alamayan ve kalbi durmak üzere olan bir gence müdahale ettiyseniz), o kurumsal "ACİL" kelimesi anlamını tamamen, ama tamamen yitiriyor.

Hayatımın iki dönemini karşılaştırdığımda en çok güldüğüm şeylerden biri bu "Aciliyet" algısındaki devasa uçurumdur. Sahadaki bir paramedik için acil durum; oksijenin bitmesidir, hastanın nabzının sıfıra düşmesidir, kaza yerinde sızan benzindir. Zamana karşı yarışırsınız çünkü saniyeler (mecazi değil, kelimenin tam anlamıyla saniyeler) bir insanın yaşamla ölüm arasındaki biletidir.

Bu gerçeklikle yüzleştikten sonra, teknoloji dünyasına döndüğümde insanların paniklediği şeyler bana o kadar absürt gelmeye başladı ki... "Sitemiz çöktü, 15 dakikadır yayında değiliz, mahvolduk!" Hayır, mahvolmadık. Kimse ölmüyor, kimse kanamıyor, kimsenin ailesi kapıda ağlayarak bizden haber beklemiyor. Sadece birkaç kullanıcı sepetlerine ürün ekleyemedi veya birileri komik bir kedi videosunu 15 dakika geç izledi. Hepsi bu. Şirket biraz para kaybedebilir, yatırımcı biraz sinirlenebilir, Twitter'da (X) birkaç kişi söylenebilir. Ama günün sonunda herkes yatağına canlı ve sağlıklı girecek.

Bu perspektif (bakış açısı) kayması, benim teknoloji dünyasındaki en büyük süper gücüm oldu. Bir ürün yöneticisi panik halinde yanıma koştuğunda veya bir kriz anında sunucular alev aldığında, içimde zerre kadar bir stres hissetmiyorum. Derin bir nefes alıyorum, gülümsüyorum ve ekibime "Sorun değil, sadece kod, çözeriz" diyorum.

Çünkü gerçek bir felaketin kokusunu bir kez aldığınızda, bilgisayar ekranındaki sanal krizler sizi korkutamaz. İşinizi ciddiye almakla, o işi hayatın merkezine koyup kendinizi tüketmek arasındaki çizgiyi çekmek zorundasınız. Dünyayı kurtarmıyoruz (bunu mecazi olarak değil, harfiyen söylüyorum). Sadece yazılım yapıyoruz. Eğlenmenize bakın.