İster bir trafik kazasının ortasındaki paramedik olay yeri amiri olun, isterseniz şirketin tüm müşteri verileri silindiğinde odadaki en kıdemli mühendis (Tech Lead) olun... Kriz anlarının değişmez ve çok garip bir sosyolojisi vardır: İşler kontrolden çıktığında, ortamdaki o devasa panik dalgası aniden durur ve odadaki (veya sokaktaki) tüm gözler tek bir kişiye döner. O kişi sizsinizdir.

İnsanlar kriz anlarında içgüdüsel olarak tutunacak bir dal, ne yapması gerektiğini bilen bir otorite figürü ararlar. Ailesinden birini kanlar içinde gören bir insanın attığı o çaresiz bakış ile; aylardır üzerinde çalışılan ürün lansmanı günü ana sunucular çöktüğünde şirketin CEO'sunun size attığı o dehşet dolu bakış, özünde aynı çaresizliğin farklı yansımalarıdır. "Lütfen bana ne yapmam gerektiğini söyle."

Bir paramedik olarak yıllarca bu anların içinde yoğrulmak, bana bir kriz anında paniğin sadece "zaman kaybı" olduğunu öğretti. Birisi size doğru çığlık atarak koştuğunda veya Slack üzerinden "Her şey patladı, bittik!" mesajları yağdığında, nefesinizi yavaşlatıp ses tonunuzu alçaltmayı öğrenirsiniz. Çünkü siz paniklerseniz, sistemin geri kalanı tamamen çöker.

Ancak kimsenin konuşmadığı, o kahramanlık hikayelerinin ardında saklanan çok ağır bir bedel vardır: En soğukkanlı insan olmanın getirdiği o korkunç yalnızlık.

Siz dışarıdan bakıldığında çelik gibi sinirlere sahip, olayları yöneten, "Şu damar yolunu aç", "Şu sunucuyu yedekten dön", "Hemen bana şu veriyi getirin" diye net talimatlar veren o güçlü insansınızdır. Herkes sizin bu gücünüzden beslenerek sakinleşir. Peki ya siz? Sizin korktuğunuzda, tereddüt ettiğinizde veya ne yapacağınızı bilemediğinizde bakabileceğiniz, sığınabileceğiniz kimse yoktur. İçinizde fırtınalar kopuyor, elleriniz titriyor olsa bile bunu dışarıya yansıtma lüksünüz yoktur. Çünkü o "Lider" maskesini bir saniyeliğine bile indirirseniz, etrafınızdaki herkes umudunu kaybeder.

Bu durum, yıllar içinde insanı tuhaf bir duygusal izolasyona sürüklüyor. Çevrenizdeki insanlar, sizin de aslında onlar gibi kırılgan bir insan olduğunuzu unutmaya başlıyorlar. "O halleder, o zaten hep sakindir" etiketi üzerinize yapıştığında, kendi acılarınızı veya stresinizi paylaşacak alan bulamıyorsunuz. Ambulansın arkasında kalp masajı yaparken veya klavye başında ter dökerken gösterdiğiniz o profesyonel maske, zamanla normal hayatınıza da yapışıyor. En yakın arkadaşınızla dertleşirken bile o analitik, soğuk kriz yöneticisi modundan çıkamadığınızı fark ediyorsunuz.

Bu satırları yazma nedenim de tam olarak bu. Eğer şirketinizde, ailenizde veya arkadaş grubunuzda o her krizde dimdik duran, herkesi sakinleştiren ve sorunları çözen bir "soğukkanlı" insan varsa, onun yanına gidin ve sadece nasıl olduğunu sorun. Çünkü bir kriz anında herkesin ona ihtiyacı vardır; ama kriz bittiğinde ve herkes rahat bir nefes alıp dağıldığında, o çelik gibi insanın içindeki yorgunluğu tek başına taşıması gerekir. Omuzlarında başkalarının çaresizliğini taşıyan insanların, en çok sığınacak bir limana ihtiyacı vardır.