Türkiye'deki bir yazılım şirketinde veya orta ölçekli bir KOBİ'nin teknik departmanında çalışan bir mühendisin masasına yakından bakın.

Ekranında açık olan sekmelerde; şirketin yıllık milyonlarca liralık cirosunu döndüren e-ticaret veritabanları, yüz binlerce kullanıcının kişisel verilerini barındıran Kubernetes cluster'ları ve hassas finansal API entegrasyonları çalışmaktadır.

Ancak o ekranın bağlı olduğu fiziksel kasaya baktığınızda gözlerinize inanamazsınız:

Menteşesi kırıldığı için arkasına bir sözlük dayatılmış, bazı klavye tuşlarının üzerindeki harfler silindiği için tükenmez kalemle yazılmış, fişten çekildiği anda pili 8 dakika içinde sıfırlanan ve fanı çalışmaya başladığında ofiste helikopter kalkıyormuş hissi veren 7 yıllık bir ofis bilgisayarı.

Bilgisayarda 8 GB RAM vardır. Mühendis aynı anda VS Code'u, Docker'ı ve Chrome'da sekiz sekmeyi açtığı anda işletim sistemi kilitlenir; fare imleci ekranda saniyeler sonra hareket etmeye başlar. Her yerel derleme (build) işlemi 12 dakika sürer. Mühendis kahvesini alır, camdan dışarı bakar ve bilgisayarın donmasının geçmesini bekler.

Ve en acısı nedir biliyor musunuz?

O mühendis, şirket yönetimine gidip "Bana işimi yapabilmem için 32 GB RAM'li modern bir iş istasyonu ve ikinci bir harici monitör alabilir misiniz?" demeye utanır, çekinir veya dese bile kapıdan şu klasik patron cevabıyla kovulur:

"Yahu bizim evdeki çocuk da bilgisayar kullanıyor, 10 yıllık makine tıkır tıkır çalışıyor. Siz de her şeye masraf çıkarıyorsunuz, altı üstü yazı yazıyorsunuz, neyine yetmiyor bu bilgisayar?"

Oysa o patron, aynı akşam müşterisiyle çıktığı lüks bir restoranda tek bir akşam yemeği için o talep edilen bilgisayarın bedelini şirket kredi kartıyla tek çekimde ödeyecektir.

Cerrahın Eline Körelmiş Bistüri Vermek

Bu trajedinin ameliyathanedeki karşılığı düşünülemez bile.

Bir hastanenin başhekiminin, açık kalp ameliyatına veya beyin cerrahisine girecek olan uzman cerrahın eline ucu körelmiş, paslanmış bir bistüri verdiğini; anestezi teknisyenine pili tutmayan bir defibrilatör uzatıp "İdare edin işte, yeni alete bütçemiz yok" dediğini hayal edin.

Böyle bir ameliyathanede ne olur? Cerrah dokuyu keserken damarı parçalar, defibrilatör şok vermediği için hasta masada kalır.

Çünkü tıp tarihinde hiç kimse cerrahın dehasıyla aletinin kalitesini birbirinden ayıramaz. En yetenekli cerrah bile, kullandığı optik mikroskobun çözünürlüğü ve tuttuğu klemplerin hassasiyeti kadar başarılı olabilir. Aletine yatırım yapılmayan bir hekimden kusursuz bir cerrahi beklemek cinayete davetiye çıkarmaktır.

Yazılım mühendisliği de dijital bir cerrahidir. Bizim ameliyathanemiz o ekran; bistürimiz ve mikroskobumuz ise o bilgisayarın işlemcisi, belleği ve ekran kartıdır.

Docker container'larını ayağa kaldıramayan, IDE'nin kod tamamlama motorunu (IntelliSense) çalıştırırken kasan bir donanımla üretim ortamını (production) yönetmek; körelmiş bıçakla damar dikmeye çalışmak kadar tehlikeli ve saçmadır.

Vizyonsuz Muhasebe: Kaybedilen Zamanın Matematiği

Şirket yönetimlerinin anlamadığı (veya anlamak istemediği) en büyük matematiksel gerçek, mühendislik zamanının maliyetidir.

Basit bir hesap yapalım:

  • Bir yazılımcının yetersiz donanım yüzünden (yavaş derleme, çöken servisler, donan IDE, yeniden başlatmalar) günde kaybettiği net süre: en az 45 dakika.
  • Ayda 22 iş gününde kaybedilen süre: 16.5 saat.
  • Yılda kaybedilen süre: yaklaşık 200 saat.

200 saat, tam bir aylık çalışma mesaisine eşittir!

Yani şirket; bir defaya mahsus 2.000 Dolar verip mühendisine güçlü bir makine almaktan kaçındığı için, her yıl o mühendisin bir aylık maaşını bilgisayarın donmasını izlemesi için çöpe atmaktadır!

Bu, tarihin en ilkel, en vizyonsuz bakkal muhasebesidir. Donanımdan tasarruf ettiğini sanan şirket, aslında her gün onlarca saatlik yüksek nitelikli zihinsel emeği heba etmektedir.

Dahası; o donmaların ve yavaşlıkların mühendisin zihninde yarattığı bilişsel sürtünme (cognitive friction), odaklanma kaybı ve sinir harbi parayla dahi ölçülemez. Zihni bölünmüş bir mühendisin yazdığı kodda hata çıkar; ve production'da çıkacak tek bir kritik kesintinin şirkete maliyeti, ofise 50 tane en tepe model bilgisayar almaya yetecek kadardır.

Zanaatkarın Aletine Saygısı

Kadim zanaat kültürümüzde bir kural vardır: Bir ustanın mesleki haysiyeti, sandığındaki aletlerinin intizamıyla ölçülür.

İyi bir marangoz rendesine gözü gibi bakar; bıçağını her gün biler. İyi bir terzi makasını kimseye elletmez. Çünkü bilirler ki alet, kolun ve zihnin bir uzantısıdır. Alet körelirse, zanaat ölür.

Yazılımcılar olarak bizler de bu ezikliği üzerimizden atmak zorundayız.

İşinizi layıkıyla yapabilmek için güçlü bir donanım, ergonomik bir çalışma koltuğu, yüksek çözünürlüklü geniş bir monitör talep etmek bir "şımarıklık" veya "lüks isteği" değildir. Bu; yaptığınız işe, şirketinize ve mesleki haysiyetinize duyduğunuz saygının en temel asgari gereğidir.

Patronlara ve Şirketlere Son Çağrı

Eğer bir yazılım şirketiniz varsa ve mühendisleriniz hala fanı bağıran hurda makinelerle cebelleşiyorsa; o ofisteki langırt masasını, ücretsiz kahve makinelerini ve süslü duvar yazılarını çöpe atın.

Mühendisinize hak ettiği donanımı verin.

Ekranın başına geçtiğinde teknolojinin hızına yetişebilen, fikrini koda dökerken donup kalmayan, onun zihnine ayak uydurabilen aletler sunun. Çünkü donanımına yatırım yapmaktan aciz bir şirketin; ne küresel pazarda rekabet etmeye hakkı vardır, ne de geleceğe dair bir vizyon kurmaya gücü.

Unutmayın: Büyük mimariler, dökülen kasaların üzerinde değil; zanaatına ve aletine saygı duyan berrak zihinlerin üzerinde yükselir.