1890'lı yıllarda Rus fizyolog İvan Pavlov, köpeklerin tükürük bezleri üzerine çalışırken modern psikolojinin en temel yasalarından birini keşfetti: Klasik Koşullanma. Köpeklere her mama verilişinde bir zil çalındığında, bir süre sonra köpekler ortada et olmasa bile sadece zil sesini duydukları an salya salgılamaya başlıyordu. Beyin, nötr bir ses dalgasını doğrudan biyolojik bir refleksle mühürlemişti.
Yıllar sonra bir ambulans istasyonunda 24 saatlik nöbet tutarken, kendimin Pavlov'un köpeklerinden hiçbir farkım olmadığını çok sert bir biçimde anladım.
112 istasyonunun dinlenme odasında, gece saat 03:00'te ranzaya uzanmışsınızdır. Bedeniniz yorgunluktan dökülüyordur, gözleriniz kapanır. Tam derin uykuya dalacağınız o saniyede, tavandaki hoparlörden o mekanik, madeni anons sesi patlar:
Dıt-dıt-dıt... "İstasyon 4, vaka var. Trafik kazası, çıkış yapın!"
O ses kulağınıza ulaştığı mikrosaniyelik anda; daha beyniniz bilincinizi açamadan, nerede olduğunuzu idrak edemeden otonom sinir sisteminiz devreye girer:
Göz bebekleriniz büyür. Nabzınız anında 60'tan 140'a fırlar. Midenize buz gibi bir yumruk iner, damarlarınıza yoğun bir kortizol ve adrenalin banyosu boşalır. Yataktan bir yay gibi fırlar, pantolonunuzu çekerken merdivenlerden ambulansa doğru koşmaya başlarsınız.
İşin en korkunç tarafı nedir biliyor musunuz?
Nöbetiniz bittikten sonra, hatta mesleğe ara verdiğiniz sivil bir günde bile; sokakta bir kafede kahve içerken yan caddeden geçen bir ambulansın o tanıdık siren sesini duyduğunuz an, elinizdeki kahve fincanı titrer. Beyniniz artık şartlanmıştır. O ses felakettir, o ses krizdir, o ses can pazarıdır.
Peki, laptoplarının başında "evden çalışan", klavye başındaki steril yazılımcıların sinir sistemi bu cehennemden muaf mıdır?
Gece 03:20: PagerDuty'nin Kan Donduran Melodisi
DevOps dünyasında veya yüksek trafikli sistemler yöneten şirketlerde çalışan herkes "On-Call" (Nöbetçilik) kavramını çok iyi bilir. Şirketin sistemleri 7/24 ayakta kalmalıdır ve bir mühendis her hafta o "nöbet meşalesini" devralır.
Telefonunuzun başucunda durduğu o geceyi düşünün.
Saat 03:20. PagerDuty'nin veya Opsgenie'nin o meşhur, tiz, insanın sinir uçlarını rendeleyen alarm melodisi çalmaya başlar:
Trrrt-trrrt-trrrt! "CRITICAL: Payment Gateway latency > 5000ms. Error rate %84."
O an yatağın içinde yaşadığınız biyolojik tepki; ambulans istasyonunda ranzadan fırlayan bir paramediğin yaşadığı tepkiyle atomlarına kadar aynıdır.
Kalp çarpıntısı, boğazda kuruluk, soğuk bir ter tabakası ve o tarifsiz dehşet hissi... Bilgisayarın kapağını açarken parmaklarınız titrer. SSH şifrenizi üç kez yanlış yazarsınız. Slack kanalındaki o kırmızı acil durum etiketlerini (incident) okurken beyniniz adeta yanar.
Ve bunu haftalarca, aylarca yaşarsınız.
Sonunda ne olur? Şartlanma tamamlanır. Artık gündüz vakti telefonunuza gelen sıradan bir WhatsApp bildirimi, hatta Slack'in o masum "tok" sesi bile sizde hafif bir taşikardi ve irkilme yaratmaya başlar.
Hayalet Bildirimler ve Alarm Yorgunluğu (Alert Fatigue)
Bu şartlanmanın ikinci aşaması, tıpta uzuv kaybı yaşayanların hissettiği o hayalet ağrılar gibidir: Hayalet Bildirim Sendromu (Phantom Vibration Syndrome).
Duşta suyun sesini dinlerken telefonun çaldığını sanırsınız. Markette alışveriş yaparken cebinizdeki telefon titrememiş olmasına rağmen eliniz panikle cebinize gider. Beyniniz artık sürekli bir kriz beklentisi (Hypervigilance) içindedir. Asla tam olarak dinlenemez, asla gardını indiremezsiniz. Çünkü bilinçaltınız bilir ki, o zil her an çalabilir ve dünya her an başınıza yıkılabilir.
Daha kötüsü, zamanla Alarm Yorgunluğu (Alert Fatigue) başlar.
Sistemler o kadar kötü kurgulanmıştır ki, gecede 40 tane önemsiz alarm (false positive) gelir: Disk doluluğu %81 oldu, CPU 10 saniyeliğine yükseldi, önemsiz bir mikroservis yeniden başladı... Tıpkı gereksiz yere öten yangın alarmları gibi, bir süre sonra insan beyni kendini korumak için hissizleşir.
Ve o kaçınılmaz gün gelir: Gerçek bir felaket yaşandığında, yorgun düşmüş ve hissizleşmiş olan mühendis o bildirimi duymaz veya erteleye (snooze) basar. Sistem tamamen çöker.
Tükenmişliği Romantize Etmeyi Bırakın
Teknoloji şirketlerinin kariyer sayfalarında "Hızlı tempolu ortam", "Yüksek sahiplenme duygusu", "Esnek çalışma" gibi süslü laflarla pazarlanan şey; aslında çalışanların sinir sistemlerinin acımasızca sömürülmesidir.
Bir insanın 24 saat boyunca bir zil sesine şartlanmış halde, alarm tetikte yaşaması insan biyolojisine aykırıdır. İnsan bedeni, sürekli bir tehdit altında yaşamak için tasarlanmamıştır. Kronik kortizol salgısı uykunuzu çalar, bağışıklığınızı çökertir, hafızanızı zayıflatır ve sonunda sizi bir enkaz olarak bırakır.
Ambulansta öğrendiğim en değerli kural şuydu: Nöbet bittiğinde telsizi teslim edersin ve o kapıdan çıkar gidersin. Telsizi eve götürmezsin.
Yazılımda da aynı disiplini kurmak zorundasınız.
Nöbetiniz bittiğinde o bildirimleri kapatabilmelisiniz.
Şirketlerin, geceleri mühendisleri uyandırmayan self-healing (kendi kendini onaran) mimarilere yatırım yapmasını talep etmelisiniz.
Ve en önemlisi; ekran başında sabahlamayı bir "kahramanlık madalyası" gibi görmeyi bırakmalısınız.
Çünkü Pavlov'un köpeği o deneyin sonunda sadece bir parça et alıyordu.
Siz ise tükenmiş bir sinir sistemi ve yıpranmış bir kalpten başka hiçbir şey kazanamazsınız.